Feeds:
Posts
Comments

GİZLENMİŞKLASÖRLE TECAVÜZE UĞRAMAK ARTIK HAYAL.

kendinize iyi bakın, kediye suyunu verin. bir sonraki rehberde görüşmek üzere.


Oturan insanların resmi de olacaktı burada, her şey düşünülmüştü yani ama o resim nerede bilemiyorum. Ama sahilde oturan insanlar deyince aklınıza ne geliyorsa ondan çok daha değişik bir görüntü değildi.

Evet, bu şakaya batuhanın tepkisi ”tıhıhı” oldu. Sonra toparlandı ve hadi gidelim diğerleri gelmiştir dedi. Diğerleri. Kim olduklarına dair bi fikrim yoktu ama batuhanın dediğine göre normal insanlarmış. Beraber bi hafta geçireceğim insanların hiç birini tanımıyordum. Zaten orda bulunuşumun da net bir açıklaması yoktu. Küçükken ben ağaçlara çıkardım iddaamla dağcılık klübü gezisinde kendime yer bulmuştum. Sokak çocuğu geçmişimde gerçekten de ağaçlara sıkça çıkıyordum. En tepelerine kadar çıkıp topladığım elmaları diğer ağaçlardaki arkadaşlarımın kafalarına doğru atmaya çalışırdım. Onların da eli armut toplamadığı için topladıkları elmaları bana ya da işte sağa sola atarlardı.

Ağaçlara ya da yerden yüksek bi yere çıkmak doğal bi dürtü. Bir ayı tarafından yenmek istemeyen insanın yapacağı davranış ağaca çıkmak. Elma atmanında (yalnız de’ler ayrı birader) avlanmak için kullanılan yaralama teknikleriyle birlikte aynı potada eridiğini düşünürsek, sokak çocuğu dediğimiz şey ani bir dünya felaketi ve varolan tüm icatlarınn işlevini kaybetmesiyle dünyada hayatta kalabilecek tek insan tipi. National Geodan bi kaç adam daha var. Yani doğal seleksiyon dünyanın çok çok sıkıntılı bi anında bu mangocuları, dubstepçileri, modernizasyona olan adaptasyonu dakikalarla ölçülenleri huup diye çekicek diyebiliriz. Bir anda. Tam ”new wave tarzı şeyler hoşuma gidiyor” derken kendini seleksiyonun kollarında bulacaklar. Sonrası hakkında bir fikrim yok. Bi süre sokak çocukları yeni insan ırkını oluştur sonra sıkılıp bırakırlar.

Diğerleri gelince benimle tanıştılar. Onlar otobüs yolculuklarından bahsederken ben de konakladığımız yeri yani Olimpos’u övüyordum. Bir tanesi en sonunda yeter artık olimposu övme sabahtan beri söylicem söylicem söyleyemiyorum ama Olimpos aslında bozdu diye çıkıştı. Ona aldırış etmedim. Daha sonra ilk kez tırmanmak için yürüyüşümüze başladık.

  Bu geziyle ilgili yazıyı şu anda başka bir tarihe erteliyorum ve dün yaşadığım bilim-kurgu macera tadındaki enfes olayı anlatıyorum.

Yine metrobüs bekliyorduk. Herkes tüm duyularını maksimuma almış, boş koltuğu kapmak için verilecek savaşa kendisini hazırlıyordu. Metrobüs çıktığından beri bu işi yaptığım için çoktan koltuğuma oturmuş, hatta metrobüs gazetesi olan Radikali okumaya başlamıştım bile.

Bir dakika sonra yan ikili koltuktaki bir anlaşmazlık dikkatimi çekti. İri yapılı 25 yaşlarında bir kız yanına oturan yaşlı amcaya ”amca kalk buraya arkadaşım oturacak” diye bağırıyordu. Amca da kendisinin yaşlı olduğunu ve kalkmayacağını belirtti. Kızın burdan sonra iyice çıldırdığını düşünüyorum ben çünkü amcaya ”amca mal mısın kalksana şurdan” diye bir cümle kurdu. Gugıla güneş gözlüğü, iri yapılı ve şirret kelimeleri yazıldığında resmi çıkıyor kendisinin. Amca ”doğru konuş kalkmıycam” dedi. Bu hayvan kızım da ”kalkmazsan kalkma be hıırrrş” diyerek kalktı ve inerken amcanın bacağına vurdu. WOOOW. Tam bir görsel şölen. Kıza bi şey desen yakışıyor mu genç hanım olacaksın diye yemin ediyorum seni oracıkta siker. Döver demiyorum. Döver demek istesem döver derdim.

Amca, kız metrobüsü terkederken arkasından terbiyesiz diye bağırdı. Yavan, kuru ve etkisiz bir hakaret. Amcanın böyle bir duruma ilk kez düştüğü belli. Hayvan kızımız böyle atışmaları daha önce sık sık yaşamış olacak ki amcanın hakaretini göğsünde yumuşatıp ”ben terbiyesiz değilim sen şerefsizsin” saldırısında bulundu. Bi an siyasi liderlerimizi andırır gibi oldular. İlk başta metrobüste bi kaç kişi tebessüm ederek durumu izlerken, şu an çoğu sırıtıyordu. Herkes gevşemişti. Kız amcanın bacağına büyük bir sinirle vurmuş, şimdi de şerefsiz diyordu, bu da metrobüs yolcuları için komik bir durumdu. Amca dayanamayıp kıza ”senin babandır şerefsiz” dedi. Bu iddaası hayvan kızımız tarafından ise hoş karşılanmadı. Kızın arkadaşı ”bir olma şunla” derken artık metrobüsün dışında olan hayvan kızımız amcaya ”amca sus ağzını burnunu kırarım senin” dedi. Yessssss. Küçükken bunu benim küçük prensesim şeklinde yetiştirdiklerine eminim. Cümlenin ”kırarım senin” kısmı metrobüsün kapısı kapandığından daha boğuk çıkmıştı. Ama hayvan kızımızın boğuk çıkan sesi senin benim normal konuşmamızdan bi kaç desibel daha yukarda zaten. Sonra bir adam amcanın yanına gelip amcayı sakinleştirmeye çalıştı. Bir an Vatan Şaşmaz sandım ama sonra o da normal adammış.

Harry Potterda voldemort neyse dünya için de metrobüs o. İnsanları paylaşmaktan ve sevmekten uzaklaştıran yarı gerçek yarı sürreal bir portal. Metrobüs beylikdüzüne kadar uzuyor. Artık kolayla doğru arasında seçimler yapacağımız daha karanlık günler bizi bekliyor. Trafikten kurtulucaz derken insanlıktan mı olacağız?  Sarah Jessica tadında biten bir yazı daha. Metrobüse binerken sağ ayağımızla girmeye dikkat edelim. Sevgiyle kalın.

XOXO, Ege Tellioğlu

Dönüşüm


Görsel

Büyük halk kollektifi Gizlenmişklasör’ün hak sahiplerinden kadim Ege Tellioğlu, Olimpos – Kemer yolunda bisikletiyle geçirdiği kaza sonucu bir sabah aniden dev bir göbek deliğine dönüşmüştür. Ama radyoaktif bir göbek tarafından ısırılmış da olabilir. Yakınlarına sabır, kıllarına sabun diliyoruz.

Göndermeli Şakacılar Birliği

Şaka bir yana biz bir yana; yar sallanalım yana yakıla…

2. gün


Sabah yatağımdan kalktığımda hoş olmayan bir koku duydum. Bariz bi şekilde ayak kokuyordu. Ekşi ve kesif bir ayak kokusu. Kokuya müdahale etmedim ve kendi haline bıraktım onu. Bu tarz kokulara zaten çok sevgili yurdumdan alışkındım. Sadece vücut gazlarını kullanarak iletişebilen, tartışmaları tek heceli kelimelerle belli noktalara kadar götürebilen bir grup güzel insan tanıyorum. Yataktan kalkıp camı açtım, mutfağa gittim kahvaltı hazırladım. Her şey çok güzeldi. Sonra yatağa geri geldim. Departures adlı bebek gibi filmi izlemeye koyulmuştum ki kokunun gitmediğini farkettim. Ulan ayağım mı kokuyor düşüncesi beynime bıçak gibi saplandı. Hemen ayağımı koklamaya çalıştım ve ayağımı burnuma değdiremediğimi farkettim. Eskiden rahat değerdi. Hatta mahalleden bi çocuk ayağımı kafamın arkasına kadar zorlamıştı ama olmamıştı sonra ben onunkini zorlamıştım o da olmamıştı. Boşa giden onca zaman. İşin ilginç yanı ayağım kokmuyordu. Neyse napıyım diyip filme devam ettim. Ama koku aralıklı ve şiddetli olarak geri dönünce banyoya gittim ve kokmayan ayağımı bi güzel yıkadım.

Burda birinci esrarengiz hikayeye kısa bi ara verip ikinci esrarengiz hikayeyi yedireceğim. Olay sırasına göre gideyim. (her şey çok güzel olsun istiyorum)

Evde yemek yapmaya üşendiğim ve daha fazla nutella yersem nutella olacağımı ben olmasam bile çoluğumun çocuğumun nutella olabileceğini düşünüp korktuğum için Datça’ya inip para karşılığında yemek yemeye gittim. Oranın meşhur ev yemekçisi var tüm ünlüler oraya gidiyor (resimlerden gördüğüm kadarıyla : Seda Sayan, Şener Şen, Uğur Dündar, bi de Bizimkiler’deki horozlu olan) biz de hep oraya ailecek (benim hesap ödemediğim bir grup) giderdik. Bana en sevdiğim yemek olan haşlamanın 15 tl olduğu söylenince ise ‘neyse zaten haşlama sevmiyorum 15 olması önemli değil’ gibi cümleler kurdum. Buranın çok pahalı olmasının nedeni köy üretimi teyzelerin çalışıyor olması. 5 tane yüzde yüz organik pamıh gibi teyze, ellerinde okvala kafalarında tülbent kah şen kahkahalar atıyorlar, kah sağa sola dolaşıyorlar. Bu teyzelerden bir tanesi bana kuru-pilavı önerdi ve ben de teklifini kabul ettim. Kuru-pilavımı yerken birden arkadan çalan şarkının Radyohed- fake plasic trees olduğunu farkettim. Teyzelere falan baktım feyk plastik eşliğinde yoğurmaya devam ediyorlar ama ortamda ağır ve sebepsiz bi dram var. Yazın ecnebisi bol oluyor buranın ondan çalıyor herhalde falan diye düşündüm ve feyk plastic eşliğinde kuru pilavımı yedim. Bence gerçekten esrarengiz olansa feyk plasticten sonra direk Kayahan – atın beni denizlere çalmasıydı. Şu an tam olarak o garip durumu yansıtamadım tabii ki tüm duyularınıza seslenmem mümkün değil ama gerçekten inanılmaz bi andı. Sanki Radyohed Kayahanın ön grubuymuş gibi ama kayahan’ın acelesi varmış da çabuk söyleyip gidecekmiş gibiydi.

bu çok eskinin haberi şeyapmayın. panik olmayın.

Birinci esrarengiz hikayeye devam ediyorum.

Eve geldiğimde ayak kokusunu tamamen unutmuştum. Odama girdim. Koku hiç bi yere gitmemiş hatta şiddetini yükseltmişti.  Sonra yatağın ordaki ayakkabımı gördüm. Ondan herhalde diyip sen bi dışarı çık hava al sinirlerin bozulmuş diyerek kendisini balkona bıraktım. Ama çıkarırken ayakkabıyı da kokladım onda da öyle aman aman bi koku yoktu. Biraz moralim bozulmaya başlamıştı gerçekten. Sürekli bi koku ama nerden geliyor tam anlamıyorsun. Deliriyor muyum, nutella mı çarptı, cassandra kompleksi gibi bir durum mu var? İki de bir ayağımı kokluyorum çaresizce, keşke koksa da yıkasam diye. İşin radyoaktif boyutlarını da düşünmeye başladım. Ocağı falan zaten açmıyorum böyle durumlarda. Sonra korkulan oldu ve radyoaktif sızıntı komşulara gitmiş olacak ki yaşlı bir teyze kapımı çaldı. Gençsiniz diye bir şey söylemiyoruz ama çok gürültü oluyor çocuğum biraz daha– ööeh bu koku ne dedi. Teyzeye benim de mağdur olduğumu ilk defa böyle bi şeyle karşılaştığımı söyledim. Teyze bas git diyebilecek arkadaşlarım da var. Teyze bi kaç sinirli şey daha söyledi gitti. Gece olup yatağıma yattığımda ise onları gördüm. Çakma adidaslarım 2 gündür orda duruyor olmalıydılar. Kamilkoç yolculuğumda bana eşlik eden iki eski dost. Doğrulamak için hemen kokladım ve ani bi hareketle fırlattım. Aynaya çarpıp yere düştüler ve yarın Bebek camiindeki namazdan sonra Zincirliköy mezarlığına gömülecekler. Ya da eşe dosta şaka diye birden koklatabilirim ama çok sinirlenirler çünkü kötü bir şaka.

Çorap gizemi, bilimin ve matematiğin ışında netliğe kavuştu ama kayahanlı radyohedli tracklistin gizemi hakkında bilimadamları yeterli teknolojiye sahip olmadıklarını belirtti. Belki de bazı şeylerin mantıklı bir açıklaması yoktur ve bizim göremediğimiz bazı güçler vardır ;) eymen.

Sevgiler, Ege Tellioğlu


1. gün

Otobüste kan basıncı ve diğer değerleri normal olan bir tek ben vardım. Diğer yolcuların (+65, ayselcim su harika gel grubu) kan basıncı ya 0 ya da 0′a biraz yakındı. Az çok House izleyen herkes kan basıncının 0′a yaklaşmasının iyi bir şey olmadığını bilir. Gözlemleyebildiğim kadarıyla 15 saatlik otobüs yolculuğu yaşlı insanlara iyi gelmiyor ve bunlar kan basınçlarını 0′a kadar kendi iradeleriyle indiriyorlar. 15 saatlik ölüyorlar yani ama tam inecekleri yerde de uyanabilme yetisi kazanmışlar zamanla. Biraz riskli ama siktir et yani bu saatten sonra nolucak kafası var herhalde. Çoğu ceplerindeki poğaçayı ağızlarına götürme özelliğine sahip ama ne yazık ki bunu refleks olarak yapıyorlar. Bazıları ise enerjilerini sabah 5te kalkıp sahilin en baba şezlongunu kapmak için harcayacak. Bu hem fiziksel hem de mental olarak zorlayıcı, kirli bir savaş. Sabah günaydın canım dediğin komşunla kendini psikolojik bir muharebe (onlar muharebe diyor) içinde buluyorsunuz sahilde. Öğleye doğru ise gruplaşmalar başlıyor. Herkes kaptırdığı şezlongun arkasından ağıtlar yakıyor ve kapana lanet okuyor. ODTU bilmemne profösörünün ”bak biz dün oraya geçmiştik, şimdi onlar şeyapmış, gölge ya” şeklindeki her zerzenişinde, çok çok uzaklarda bir kelebek hayata gözlerini yumuyor.

(yaşlı alıngan)

Danışmada biraz bekledim ve beklerken su içtim. Muavinin suyunu içmedim çünkü tatsızlık çıkarmıştı. Ve sonunda benim haklı olduğum ortaya çıkınca SİZ SU İÇMEK İSTER MİYDİNİZ BEYFENDİ mıymıy? gibi olur olmadık cümle kalıpları kullanmaya başladı. Biyolojik yaşımın ortalamaya göre oldukça az olduğunu görünce ilk bi havalardaydı işte ama benim bu insanlarla kala kala kafa yapımın ”genç adam saygısızlık yapıyorsun” kıvamına geldiğini bilemedi. (Devre)mülküme girince kombiden gelen zırıltı yüzünden geri çıktım ve hemen usta’yı çağırdım. 8 yıldır tanıdığım tek usta o ama hala ismini bilmiyorum. Şu an yazınca farkettim. İsimlerin aslında toplumsal bir… neyse ayıp aslında. Ama aramız çok iyi ve başında da gayet iyi durdum nedense bu sefer ustanın. ”Ege sen ustanın başında dur benim çarşıda işim var” durumlarında tamam diyip bilgisayara falan giderdim. Ama herhalde direktif gelince bünye almıyor tam bilmiyorum. Zırıltı kesilmedi usta bi kaç şey yaptı. Ben ‘vanalardan mı?’ dedim. Sanırım ‘civatalardan mı’ demek istemiştim. Kombi litaretürümün tükendiğini o da anladı. Sonra susturucu diye bi şey getireceğini söyledi. Madem böyle bir şey vardı niye ilk başta getirmedi? Susturucu işe yaramış olacak ki kombi sustu (inanılmaz).

(bunun kombi olanını düşünün)

Şu an her köşe yazarının, her denemecinin imreneceği bir beldeden yazıyorum. Tam karşımda mavi bir deniz var. Hayvan gibi rüzgar esiyor. Laptaba kum kaçıcak diye odama gidiyorum. Ne yazık ki daha kendi özümü, varoluşsal nedenlerimizi ya da hayatın anlamını keşfedemedim. Kombiyle, muavinle uğraşmaktan hayatın anlamına vakit kalmadı. Daha çarşıya inip ölmememi sağlayacak temel besinleri alacağım (peynir olur). Bir çif yürek’e bağlayıp bitki kökü, hayvan leşi olaylarına girince daha rahat bulunuyor aslında hayatın anlamı. Ama ona başlamak için cüzdanı telefonu kıyafetleri falan hep ateşe atmak gerekiyor. (Mal mıyım ben bilekböriyi ateşe atayım. Satarım attım derim.) Şimdilik böyle. Sevgiyle kalın XOXO


Orta vadeli süreçte eğitim sistemimizde uygulanması planlanan köklü reformlardan esinlenerek online eğitim sektörüne ani bir giriş yapan Gizlenmişklasör Akademi, uzaktan eğitimle 1200 civarında yeni istihdam yaratarak halihazırda büyüyen ekonomimize ivme kazandırmayı kendine hedef bellemiş bir kollektiftir. Eğitmen kadrosu, alanlarında seçkin, Devler Liginden Kurtlar Vadisi’ne çok çeşitli projelerde yer almış, halkına karşı sorumluluk ve vefa sahibi vatanseverlerden oluşmaktadır. Aşağıda parasız sürümünden ücretsiz faydalanabileceğiniz temel eğitimlerimizden olan “Cinselliğe Giriş 1″ ve dilediğinizde çok uygun fiyatlarla satın alabileceğiniz online “Cinsellik Atölyesi”nin deneme sürümü bulunmaktadır. İstediğiniz bilgiden başlayabilirsiniz. Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz.

Bugünkü dersimizde cinselliğin tanımı, önemi, cinsi, kültürel geçmişi, toplumsal etkisi, işlevi ve kullanım alanları gibi birçok konuyu ele alacağız. Bunların hepsini birden ele almak oldukça zor olacağı için bazılarını, kaba tabirle, götümüze sokmayı planlıyoruz.

Tanımı yeterince sezdiyseniz görüyorsunuz, cinsellik her yerde: Evimizde, komşuda, köpeğimizi gezdirirken veya arkadaş arasında; insanın insan olduğu ve sosyalleştiği her çevrede.

Ve belki ne zeka ne de yaratıcılıkta bizi çoğu hayvandan farklı kılan, olay belki de kullandığımız alet ve topladığımız meyveden zevk alabilmekte. Hatta gerektiğinde eş cinsten arkadaş grupları içerisinde gürültülü ve şamatalı cinsellik toplantılarına cinsellikten ve cinselin kendisinden daha bağlı olabilmekte.

Şimdi sözüm altı ila sekiz erkeğin bir araya gelip insanlar gibi cinsellikten, onun dilimize doladığı jargon vasıtasıyla, bahis açıp hoşbeş etmesine “hayvanlık/çağdışılık/ ilkellik” (tavşan kulağı pozisyonundaki iki parmağımı kapattım) olarak bakan çoğunluğu kız ve geylerden oluşan topluluğa:

Ey, siz! Kendinizi akranınızdan büyük, muhattabınızdan üstün görenler! Siz inanıyor musunuz ki; o bizleri küçük duruma düşürmek için işaret parmaklarınızı doğrulttuğunuz hayvanlar ve ilkel insanlar, genel bir konsept olarak çoğalmanın üzerine yapılan muhabbet ve fikir alışverişinden bir s.k anlasınlar! Hatta tohumlarını rastgele saçarken ne kadar komik olduklarını görüp cinselliği farklı yönleriyle irdelesinler.

“Onlar öyle yaratıklardır ki içgüdüsel yaklaşımın dışında cinselliğe yönelik herhangi bir fikirden ve duygusal bağlardan yoksundurlar.” Kutsal Kitap

Peki, bugünkü anlamıyla cinsellik ilk ne zaman ortaya çıktı ve üzerinde konuşulmaya ne zaman başlandı?
Orhun Kitabeleri bu konuda ne diyor?
60 öncesi Amerika ve Cinsel Devrim. Sahiden özgürleştik mi?

Hepsi 3 DVD’lik Cinsellik ve Yaşam Belgeselleri setinde. Kuponlarınızı bayiden isteyin.

Cinselliğin tanımı, önemi, işlevi, kültürel geçmişi ve toplumsal etkileri gibi konuları arkamızda bıraktıktan sonra cinsi ve kullanım alanları üzerine rahatlıkla eğilebiliriz.

Cinselliğin çok çeşitli cins ve uygulanış yöntemi olmakla birlikte bunu insanların keyiflerinin kahyalarına bırakmak onları tercihlerine göre sınıflandırıp etiketlemekten daha kolaydır.

Kullanım alanlarıyla ilgili de internette çok geniş tabanlı kaynak ve saha araştırması yapılabilmekte ve halkımızın bu konudaki bilgi eksiği sanal alemden özel ve tüzel kişilikler tarafından kısmen de olsa karşılanabilmektedir. Bu iş hakkında daha çok bilgi edinmek isteyenler ülkemizde aracı olarak faaliyet gösteren şu ve şu kurumlara gerekli yol haritası ve destek talebiyle müracaat edip görsellerden faydalanabilirler.

Ancak ne kadar araştırılsa araştırılsın cinselliğin kullanım alanlarıyla ilgili kesin verilere sahip olmak zordur. Bu yüzden aşağıda cinselliğin ülkemizde gençler arasında, erkek meclislerinde sıklıkla kullanıldığı bir alanı resimli örneklerle açıklamakla yetineceğiz ki olay hakkında genel bir kanı oluşsun.

Şınav Tershanesi tarafından sunulan Cinselliğe Giriş 1 dersi sona ermiştir.

Bir sonraki tanıtım dersimiz ise “Seri Katiller ve Yaşam” konulu bir sempozyum olup çok değerli ve sürpriz konuklarla birlikte İstiklal’deki Nike’ın içindeki spor salonunda yapılacaktır. Bilgilerinize.

giriş paragrafı en zoru


Aslında çevremizdekilerle ne kadar samimiyiz? Bu insanlar bizim için gerçekte ne ifade ediyor? Sabah ‘merhaba canım’ dediğimiz kızın arkasından neresine bakıyoruz? Bunlar yıllardır gizemini koruyan sorular. Peki insanlarla olan bağımızı anlamak için ne yapmalıyız? HAYDİ BENİ İZLEYİN VE BEN NE YAPIYORMUŞUM ONA BAKALIM.

İnsanlarla olan samimiyetimin ne derece olduğunu bilmek için genç yaşımda başıma gelen altıma sıçma hikayemi kullanıyorum. Sıradan bir altına sıçma hikayesinden çok daha fazlası. Artarak katlanan heyecan ve süpriz bir final. Gurur duyduğum ender anılarımdan bir tanesi olarak kupayı müzesine götürmeyi başardı. Ben bunu karşımdakine anlatabilcek durumdaysam o kişi bazı şeyleri kanıtlamış oluyor gözümde. Güven bu gibi durumlarda çok önemli. Yaptığım tek bir istisna ise yeni tanıştığım yabancı uyruklu nefis bir insana İngilizce bu hikayeyi anlatmış olmam. Yabancı sonuçta esnek adamlar diye düşündüm herhalde o zaman. Ama en iyi İngilizcesi olan için bile (Oscar wilde, Samet Rasih Köseli) anlatılması zor bir konu. İngilizce altıma sıçtım eheh dediğinle kalıyorsun. Yanlış dillerde insanların gözünden de düşebileceğin riskli bir hikaye. Sonra neden Türkiyemizi yanlış tanıyorlar, develerle mi evleniyorsunuz deniyor. Develeri kesiyoruz bazen sadece, sucuk yoluna. Maç kazandıktan sonra sevinçten deve kesenler de var. Sevinçten develeri kestim, deyimi burdan geliyor diye biliyorum.

Tabii ki sıçma hikayemi bakın bende ne hikaye var gibi tezcanlılıkla anlatmıyorum. Zaten samimi bir arkadaş grubundaysam konu bir şekilde altına sıçmak, küvete sıçmak, sıçmak ama tam sıçamamak, sıçtığında peçetinin bittiğini görmek, sıçarken Arçelikten teknisyenin çamaşır makinesi tamiri için gelmesi ya da 20 milyara Jennifer Aniston’ın bokunu yer misin, yerim ama Oprahınkini yemem gibi konulara geliyor. Doğal bir sürecin sonucu 3 saat süren şiddetli tartışmalar. En son karmaşık sayı testi çözerken ne ara bu konulara geldiğini hatırlayamıyorsunuz.

Şu an konu tam olarak nereye geldi, nereye bağlayacaktım tam anımsayamıyorum. Arkadan annanem zeytinyağlı sarma falan diye bağırıyor. Bi ara daha düzenli bir çalışma yapacağım. XOXO

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.