Feeds:
Posts
Comments

Merhaba. Adım Fethi Kaykarlar. İsmini veremeyeceğim yerel bir kanalda haftanın 5 günü haberleri sunuyorum. 1,2,3,4,5. Hangi günler olduğunu söyleyemeyeceğim. Size bu yaşadığımı anlatmamın nedeni meslektaşlarımın benim düştüğüm hataya düşmeleri önlemek. Umarım tanıdığınız bir meslektaşım vardır çünkü benim hiç yok.  En iyisi uzatmadan anlatmaya başlayayım.

Evime internet bağlattığımdan beri sürekli zamanımı bilgisayar başında geçirmeye başlamıştım. İnternet renkliydi, gösterişliydi, hayatımda olmayan her şeyi orda buluyordum. Ve derken youtube’u keşvettim. Hemen sonra ilk işim kanalı arayıp yıllık iznime çıkmak oldu. Youtube çok güzeldi. Yıllık iznim olan o 3 gün boyunca sürekli youtube’da spiker gaflarını izledim. Her izleyişimde ayrı bir heyecanlandım. Onlar gaf yaptıkça kendimi yere atıp gülerken buluyordum. Bir keresinde o kadar sert atmıştım ki kafamı çok feci taşa vurmuştum. İznimin son günü hastanede geçmişti ne yazık ki.

Hastanede geçirdiğim o gece gözüme uyku girmedi. Ertesi gün işe gittiğimde ben de öyle bir gaf yapıp youtube’a düşmeliyim diye düşünüyordum. Çok heycanlıydım. Tüm gece uyanık kalıp hemşirelerin kalçalarını ve memişlerini izledim. Memişler ve kalçalar renkliydi, gözterişliydi, sıkı ve dirilerdi, bende olmayan her şeyi onlarda buluyordum. Enfes bir hastaneye düşmüştüm gerçekten de. Şans bana gülüyordu.

Ertesi gün taburcu olur olmaz kanalın yolunu tuttum. Yetişmem gereken bir yayın vardı ve bugün bir de ünlü konuğumuz olacaktı. Bindiğim ilk otobüste akbilimin boş olduğunu gördüm. Para geçmiyordu. Hemen otobüsün arkalarına doğru gidip bana basacak birini aradım. Memişleri ve kalçaları yerlere sürten yaşlı bir hanımefendi bana seve seve basacağını söyledi. Kahraman kadın sağolsun bastı. Ardından üzerinde cep telefonu ve ev adresi olan bir kartı göz kırparak ve penisime dokunarak bana uzattı. Evet, o gün bir arkadaş edindiğim için mutlu olmuştum.

Kanala ulaştığımda yayına 3 dakika kaldığını öğrendim. Hemen koltuğuma oturdum. Ve konuğumuzla tokalaştım. İçim içime sığmıyordu. Gerçekten birazdan ilk gafımı yapacaktım. Ne diyeceğimi hiç planlamamıştım ama önemli değildi. Gafımı yapacaktım gülerek geçiştirecektik ve ardında youtube’da izlenme rekorları kıracaktım. Yayına son 5 saniye diye bir ses duyuldu. Ardından yayındayız diye bir ses daha. Ve o an gelmişti. Gözüm seğiriyor ellerim titriyordu. Konuğumuza döndüm. Ağzımı araladım. İşte geliyordu. Senin .mını s.kerim diye bir kelime grubu ağzımdan dökülmüştü. Mutlak sessizlik. Konuğum gözlerimin içine bakıyordu. Alışık olduğu bir şey değildi belli ki. Sonra HAHAHA YAYINDAMIYDIK AHAHA diye bağırmaya başladım. AAAAH HAA HAY ALLAH YA eheh. Konuğumun güzel ilimizin sıkı kalçalı valisi olduğunu sonradan öğrenecektim.

Vidyom çok izlendi. Beklediğimden fazla oldu. Ama mesleki kariyerim noktalandı ne yazık ki. Ara sıra talk showlara çağırıp küfür ettiriyorlar. Çok az miktar para alıyorum ama olsun. Şu an o otobüsteki yaşlı hanımefendiyle birlikte kalıyorum. Yazın interrail için para biriktiriyoruz ama interrailin ne olduğunu bilmiyoruz.


Ne güzel sporsun sen snowboard
Göze hoş geliyorsun
Düşünce bile bi artislik düşüyorsun
Ayağın kırılmıyor ama boyna bele dikkat
Gerçi ayağa da dikkat et
Nolur nolmaz
Shaun White, Travis Rice, Ege Tellioğlu, Lucas Magoon ve diğerleri
Bu saydığım isimlere dikkat
İnsanın içinde olacak

Restorasyon


Tarihi konutun yenilenen dış cephesinden bir kare.



“Valla bana sorma hiç Tekin Aabi. Ben üç seferdir mavi açıyorum, artık kırmızı zamanımın geldiğine inanıyorum.”

- Hadi Zeynep be! Ya sen Osman Abi, senin kutunda ne vardır?

“Tekincim, bak buraya geldiğin ilk gün, dün gibi aklımda. Ufacıktın, tefeciktin. Küçücüktün, her şeyimdin. O yüzden beni bir abi, bir yakın, bir eş dost olarak görüyorsun ve bu beni çok mutlu ediyor. Bunu biliyorsun. Evet, evet, bunu sen çok iyi biliyorsun Tekin. Bak, işaret parmağıma bak. Nasıl da seni gösteriyorum. Aslında bu işaret parmağı benim özgüvenimi ve sana karşı her alanda olan üstünlüğümü gösteriyor.”

Alkışlar.

- Osman Abicim, biliyorum hakkın yenmez. Benim canım abicim. Necdet Abi, sen ne düşünüyorsun?

“Yav, benimkini aç gitsin yauv. Senden değerli mi, benim canım arkadaşım!”

Sunucu: – Evvet, evet. Tekin Bey. Elimizde şimdi bir on, bir elli bin, beş tane de beş yüz bin var. Sana bu beş yüzü vereceğiz abi, başka yolu yok. Bence iyi düşün derim.

Tekin: – Ne düşüneceğim yahu, kaç yıldır aklıma gelmeyen şey. Hamdi Bey’e soralım bence.

Sunucu: Canım, sen kutuyu aç. Hamdi Bey’e hep sorarız.

Tekin: – Karar veremiyor insan ya. O kadar çok kutu var ki… Ee, Pandora, sende neler var?

Pandora: “Ya şimdi, Tekin Abi, söylemeyeyim, söylemeyeyim diyorum ama…

Tekin: – Söyle, söyle canım. AaaA!

Seyirci: – OooooO!

Pandora: “Abi, ben büyük hissediyorum, ne diyeyim. Şimdi ben hiç mesuliyet alıp da seni mahçup etmek istemem. Beni düşünme Tekin Abi.”

Tekin: Osmancım aç da kurtulalım yau. He-he

….

Sunucu: – Ortada bir elli bin, bir de beş yüz bin lira kaldı Tekin. Ne diyorsun bu işe?

Tekin: – Hamdi’yi arasana, napmış dingil.

Sunucu: – Hamdi Beeey…

Ve elli iki bin teklif ediyoor!

Seyirci: – Wuhuuuu!!

Tekin: – Hamdi Bey’e çok teşekkür ediyorum ama bu teklifi kabul etmeyeyim. Sen ne diyorsun Pandoş?

Pandora: – Şimdi bak, Tekin. Senin bu paraya ihtiyacın yok mu, onu söyle bana?

Tekin: – Ya, var tabii, var da… Sen olayı yanlış anladın Pandi. Hamdi iti yahu, verse bir 60 bin… Onu alıp gideceğim.

Pandora: – 8 bin için yaptığın işe bak. Sen al o 52′yi, tamamlarız bak üstünü.

Tekin: – Ya yürü git lan başımdan. Aç şu kutuyu!

Pandora: – Ama Hamdi Abii…

Seyirci: – Aç, Aç, Aç, AÇ, AAAAAAÇ!

Pandora: – Elinizle vurmayın sıraya ya, hayvanlaşmayın. Kutuları çekimin başında verdiler bize alt tarafı. Sonra da geri alacaklar. Sanki eve götürüyoz, alla allah ya!

Seyirci: – Aç, Aç, Aç, Aç!

Pandora: – Bak, Tekin Abi diyom, gözüyün yağını yiyim bah, azla ganaad etmeyen çou hiç bulamaz.

Sunucu: – Atın şu köylüyü stüdyodan!

Tekin: – Şşşt. Tamam. Tamaaam. Sakin olun.

Şimdi yavaşça ver bana o kutuyu Panpiş.

Pandora: – Abi yapma abi, kurbanın olayım abi. Yalan dedim sana, bu kutuyu Zeus düğün hediyesi diye verdiydi.

20 bölümdür bu yarışmadayım ben, kutumu hiç açmadım abi, bilmiyor musun?

Çok meraklıysan kendi kutunu aç.

Tekin: – Sen bu yarışmadan atılmak mı istiyorsun? Doğruyu söyle.

Pandora: – Benim tek isteğim ve tek dileğim, Tekin Abi; yaşlı büyücü, rakıcı Aragones’in kuyruklu piano akordlu ses tellerinin arasında gizlidir. Eğer ona altın Germiyanoğulları düdüğünü bulup götürürsen, o sana bu kutuyu neden açmadığımı anlatacaktır.

Tekin: – Nerede bu dede?

Pandora: Benim kırk beş kutu sağımda. Aragones Dede, 83′ten beri kutusunu açmadı ve kutusunu son açtığı andan beri ağzını bıçak açmıyor. Ama kaliteli düdük için aynısını söyleyemeyeceğim.

Tekin: – N-nasıl olabilir ki bu? Yarışma yönetiminin haberi yok mu bundan?

Pandora: – Onların hiçbir şeyden haberi yok Tekin Abi. Onlar Radyo-Televizyon’dan yeni mezun veya staj için burada takılıyorlar. Çoğu asgari ücretin çok da yukarısında maaş almıyor. Aldıkları para, genç bir yeni mezun için belki çok da önemli olmayabilir, fakat bir aile geçindirip çocuk bakmak zorunda olanların… Yeğenine bayramda harçlık verecek olanın vay haline!

Tekin: – Ben bu düdüğü nrdn blabilirm?

Pandora: – Tarihine dön, Tekin! Doğduğun güne! Ve daha da gerisine… Beylikler Dönemleri’ni karıştır bir.

Tekin: – Bu düdüğü nereden temin edebilirim, acep?

Pandora: – Bravo Tekin Abi! Başaracaksın!

Tekin: – Aa, cebimdeymiş. İşe bak. Al bakalım Aragones Dede.

Aragones: – Eoh… Se… Sinyorit-ta?

Pandora: – Söyle dedecim, çekinme. Ona güvenebiliriz.

Aragones: – Valla ben senin talihinle oynamak istemem Tahsincim.

Tekin: -Tekin, dede.

Aragones: – Haa, tabii ya. Bak Tekin, oğlum. Sen Pandora’nın kutusuna kadar hep kendi çabanla ilerledin.
Zaten başkasının sözüne kayıtsız şartsız güvenecek olsan seni böyle yerlerde göremezdik. Büyük adam olamazdın Tekin. Bence yardır git.

Pandora, aç kızım şu kukuyu.

Pandora: – Ben, şimdiye kadar hep değerlerimle var oldum. Arz, namus, güven, saygı, kutu… Bunların hepsi benim asla tartışmaya açılamayacak olan, hayata, eşime ve yarışma programına sadakatimi altın harflerle göklere yazdıran kelimelerim. Yine de gün gelir de bir büyüğüm benden bu saydığım değerlerin arasından en alçağı olan kutumu açmamı isteyecek olursa, ben ona karşı koyamam.

Çünkü büyüğe saygı, kutudan önce gelir benim kitabımda.

Seyirci: – Aaaavh! Pan-do-ra Pan-do-ra

RE-RE-RA PANDORA
RE-RE-RA PANDORA

Pandora: – Durun, delirdiniz mi? Eğer bu marşlar altında açarsam kutumu, cinler çarpar kukumu. Ayin gibi düşünün.

Tekin: – Çok konuştun be.

Sunucu: – Aaaarrghh, Yeteer! Ben stajyer değiliiim!

Sunucu kutuya saldırır.
Kutu yere düşer.
Ve açılır.

Tekin: – O ne la?!
…….

“Beni hiç beklemiyordunuz, değil mi? Ni -hahahahaha!”

Aragones: – Ben sana demiştim kızım, beş yıl önce, o kutuyu açtırma diye. Yoksa zebaniler üşüşür başımıza diye. Ahhh, Ah! Niye dinlemiyorsun beni?

Pandora: – Dede, sen demedin mi aç diye yhaaa!

Aragones: – Kutuyu mu dedim kızım!

Tekin: – Sen, sen de kimsin? Niye para çıkmadı o kutudan?

“Oooh-ho-ho. Sen yenisin galiba?”

Pandora: – O La Mancha’lı Büyük Süper Toto.

Tekin: – Gözüm ısırıyor diyordum ben de.

“Paçalarımla oynamak ister misin? Ha-hahahaha”

Tekin: – Senin işin çocukları eğlendirmek değil miydi abi?

“O çok öncedendi. Şimdilerde bahis işine girdim. Televizyonda, sokakta, evde, iş yerinde, nerede bir bahis görsen arkasında ben varım. BEN! ha-ha-ha. Çok eğlenceli.”

Tekin: – Eyvallah dayı. He, benim para işi vardı, noldu o?

“Yedim paranı kutudayken, ha-ha-ho.”

Tekin: – Nasıl yani?

“Paranın hepsini bahse yatırdın ya evladım, salak mısın sen?”

Tekin: – Ne yaa, ben hiçbir şey kazanamadım mı?

“Hayır lan, yarışmadan 52 binle iddaa yaptın ya arkadaşlarla. Ha-haha-haa”

Tekin: – LAN! Manchester yenildi deme. Deme! Deme sakın, deme Toto, deme!

Toto: – Az ilen kanaat etmeyi bilmeyen çoğu rüyasında görür ancak. Dedim canım, haydi sağlıcakla Tekincim.

Yerde bulduğunu bahiste kaybedersin, gözüm.


Aslında Şafak Sezer’in ta kendisiymiş.

My Sweet Sixty


60 yaşın üstündeki nine ve dedelerimizden özür dilemeyi bir borç bilirim.

Deftere yaz. Heh-heh

Gerçi Douglas Adams Öldü


Geçen gün gizlenmişklasör isimli blogda yazdığım bir yazıda ”allahla iletişime geçerken göz temasının önemi” diye tatsız bir şaka yapmıştım. Ertesi gün uyandığımda ise sağ gözümde acıyla birlikte gelen şişkinliği şaşkınlıkla farkettim ve iki gündür göz kırparken canım yanıyor. Bu olaya kadar imansız it serserinin tekiydim. Ama bu olay gözümü açtı. Teknik olarak gözümün yarısını kapandı ama ne demek istediğimi anladınız. Hala bu dünyada Allaha inanmayan insanlar var. İsim vermek istemiyorum ama Richard Dawkins ve çok büyük bir ihtimalle Douglas Adams.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.